Japonya’da Orhan Pamuk Üzerine

Japonya’da Orhan Pamuk Üzerine

Engin Kılıç

16-24 Şubat 2017 tarihlerinde Japonya’nın Tokyo ve Osaka şehirlerinde iki akademik etkinliğe katıldım. Bunlardan ilki Tokyo University of Foreign Studies’de “Imagining an Alternative ‘Post-Secular’ State: Historicizing and Comparing National Struggles over Re-secularization” başlıklı bir uluslararası bir atölye çalışmasıydı. 


Türkiye ve İran başta olmak üzere Ortadoğu ve İslam ülkelerindeki laiklik tecrübelerinin, sorunlarının ve imkânlarının karşılaştırıldığı ve tartışıldığı bu çalışma, farklı ülkelerden gelen katılımcıların katkılarıyla oldukça yoğun ve verimli geçti. “de-secularization” ve “re-secularization” kavramları etrafında söz konusu coğrafyada laikliğin geleceği ve olası dönüşüm süreçleri de masaya yatırıldı. Birçok ülke gibi Türkiye için de her zaman güncel bir konu olan laikliği daha geniş bir bölgenin laiklik tecrübelerinin geniş bağlamı içinde değerlendirmek oldukça ufuk açıcı oldu. 

Seyahatin Tokyo ayağında önceden planlanmayan bir gelişme daha oldu. Aynı üniversitenin Türkçe bölümünün başkanı ile tanıştık. Kendisinin nazik daveti üzerine bölüm öğrencileriyle bir toplantı yapma imkânına sahip oldum ve Soru-Cevap biçiminde geçen bu etkinlikte Türk edebiyatı ve kültürü hakkında neler bilip bilmedikleri, nelere ilgi duydukları hakkında bir fikir sahibi oldum. Öğrenciler daha ziyade Osmanlı-Türk tarihi ve edebiyatı üzerine uzmanlaşmak istiyorlardı ve iyi bir Türkçe eğitimi alıyorlardı. Aralarında, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü Japoncaya çeviren yüksek lisans öğrencileri görmek de etkileyiciydi. 

Seyahatin üçüncü ayağı aslında en önemli aşamaydı, çünkü Osaka Üniversitesi Türkçe Bölümü’nden aldığım davet üzerine burada “Literary World of Orhan Pamuk” başlıklı bir konuşma yapacaktım. Davetin sahibi Osmanlı edebiyatı üzerine çalışmalarının yanı sıra Orhan Pamuk ve diğer Türk yazarlarından yaptığı çevirilerle Türk edebiyatının Japonya’daki tanınırlığının artmasında önemli rol oynayan bir hocaydı. 

Dinleyicilere, hiç alışık olmadığım, kulağa çok hoş gelen bir ifadeyle “Engin Sensei” takdim edildikten sonra konuşmama başladım. Konuşmamda Orhan Pamuk’un yazarlığa başladığı dönemde hâkim olan edebiyat anlayışından, Pamuk’un edebiyata getirdiği yeniliklerden, tek tek eserlerinin özelliklerinden, bir bütün olarak Pamuk edebiyatının bugün Türk ve dünya edebiyatı için ne ifade ettiğinden, Pamuk’un algılanışından ve adı etrafında yaratılan polemiklerden bahsettim ve bu noktaları eserlerinden örneklerle geliştirdim. 

Katılanlar ilginç sorularıyla tartışmayı derinleştirdiler. Doğu-Batı sorunsalının Pamuk’un eserlerindeki merkezi yeri, Pamuk’un İslam ve gelenek arasında bir ayrım gözetip gözetmediği, Pamuk üzerindeki Nabokov etkisi, Pamuk ile önde gelen Japon yazarların karşılaştırması, Pamuk dışında Türk edebiyatının genel özellikleri üzerine, ve ayrıca, edebiyat dışında, Türkiye kültürü ve tarihi hakkında da tartıştık.

Bu noktada ben de kendi meraklarımı gidermek istedim ve onlara Japon tarihi, edebiyatı, Japon Batılılaşma tecrübesi, Japonya’da Türkiye algısı gibi konularda sorular sordum ve tartışmayı bu yönde de zenginleştirdik. 

Gittiğim yerlerde Japonya’ya fazla modern Türk edebiyatçısı gelmediği söylendi. Bu anlamda Türk edebiyatının bugünü hakkında Japonya’da var olan algı ve birikime minicik bir katkı yapmış olmayı umuyorum.  Ben de Japonya gibi coğrafi anlamda uzak bir kültürde Türkiye, Türk kültürü ve edebiyatının nasıl algılandığı hakkında eşsiz bir tecrübe yaşamış oldum. Modernleşme sürecine, gecikmiş olarak, aşağı yukarı aynı dönemlerde giren iki kültür arasında kimi paralellikler görmek de mümkün, ve bu iki kültür arasındaki benzerlik ve farklılıkları bu tarihsel derinlik içinde ele almak gerekir. 


Bu etkinliklerin mümkün kıldığı etkileşim sayesinde edindiğim izlenim ve tecrübeler hiç kuşkusuz çok değerliydi. Bununla birlikte, Japonya gibi olağanüstü ilginç ve farklı bir kültürü tanıma imkânı bulmaktan dolayı son derece memnunum. Soran arkadaşlarıma Japonya’nın dünyadan ziyade Mars’a yakın olduğunu, bildiğimiz dünyanın referanslarıyla anlamanın pek mümkün olmadığını söylüyorum. Bu olağanüstü ülkenin ve kültürün içinde bir süre nefes almak, sınırlı ölçüde de olsa tarihini, kültürünü, insanlarını (ve hayvanlarını da ) tanımak çok değerli bir deneyimdi.