Tamer Kütükçü'nün Yeni Kitabı: Radyoculuk Geleneğimiz ve Türk Musikisi

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Görevlisi arkadaşımız Tamer Kütükçü'nün yeni kitabı "Radyoculuk Geleneğimiz ve Türk Musikisi", Ötüken Neşriyat tarafından yayımlandı. Kitabın tanıtımını Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Görevlisi Banu Gümüştüs'ün kaleminden sizlere aktarıyoruz.

Radyo, bu coğrafyada, henüz kırklı yaşlarının ikinci yarısına yaklaşan televizyona kıyasla çok daha uzun bir zamanla hayatımızda. Hayatın bu kadar içinde olan bu “sihirli kutu”yu uzunca bir süredir unuttuk sanki. Bize ne kadar dosttu o kutudan etrafa yayılan, sesler, notalar… Dünyayı biz neredeysek oraya taşırdı radyo. Bu sihirli kutunun okunmaya değer tarihi var. Bu yazıda, böyle bir tarihin gözler önüne serilmiş hali olan bir kitap tanıtılacaktır.

Araştırma zorlu süreçtir. Bir konu üzerine belgelere dayalı kitap yazmak kolay gibi görülebilir. Oysa hem bilgilerin içinde kaybolmak gibi bir tehlike hem de belgelere daldıkça sonu gelmez bilgilerin belirlenen sınırlar içine sığdırılma zorluğu vardır. Okumayı seçtiğiniz bu kitap bu ince ve zorlu süzgeçten geçip size ulaşan ilginç bilgileri yorumlarla sunuyor.

Ötüken Neşriyat tarafından bu yıl mart ayında yayınlanan Radyoculuk Geleneğimiz ve Türk Musikisi kitabı, Tamer Kütükçü tarafından kaleme alınmış. Radyo deyince de akla ilk gelen konulardan biri, “müzik”, “musiki” radyoculuk geleneğiyle ilişkilendirilerek ele alınmış. Bu kitabın çok titiz bir araştırmanın ürünü olduğu daha ilk satırlardan itibaren anlaşılıyor. Bölüm başlıklarına bakıldığında o araştırmaların çok ilginç bilgiler sunduğu ve bu sayfalara sığdırılmaya çalışıldığı da belli.

Yazar, sunuş yazısında; “Bu çalışmada, radyoculuk serüvenimiz başlangıcından bugüne bütün kurumlarıyla masaya yatırılacak, musiki üzerinde belli tesiri olduğu düşünülen tüm uygulamalar inceleme konusu edilecektir. Çalışma, radyoculuk serüvenimizin beş ana katmanı olan İlk İstanbul Radyosu deneyimi (1927-1938), Ankara Radyosu serüveni (1938-1949), Yeni İstanbul Radyosu süreci (1949-1964), TRT Kurumu İçindeki Radyolar dönemi ( 1964-……) ve Özel Radyoculuk teşebbüsleri (1990lar-……..) bölümleri dahilinde yapılandırılmış her bölümde ilgili kurumların tarihçesi genel hatlarıyla sunulduktan sonra, kurumlardaki musiki faaliyetleri alt başlıklar altında incelenmiş, bu yapılırken de musiki üzerinde müspet bir etkisi olduğu görülen uygulamalarla, musikiyi menfi yönde etkilediği düşünülen kimi teşebbüsler ayrı ayrı, analitik ve argümantatif bir yaklaşımla ele alınmıştır.” cümleleriyle bu kitapta bizi nelerin beklediğini de çok iyi özetliyor.

Kütükçü’ün bu kitabında, o sihirli kutunun sesini duymakla kalmıyorsunuz, tarihini, özellikle musiki erbaplarının ve bazı araştırmacıların konular hakkındaki görüş ve anılarından, okuyorsunuz. Örneğin; radyoculuğun hem de ilk resmi radyo yayınının 1927 yılına tarihlendiğini hatırladığınızda hem de bu yayının; dünya üzerinde 1920’de yayın yapan ilk radyodan çok da sonra olmadığını öğrendiğinizde radyoculuğa farklı bakmaya başlayabilirsiniz.

İstanbul’un bu konuda da öncü şehir olmasından bir süre sonra Anadolu’nun da, özellikle Ankara Radyosunun kurulmasıyla, sesini duyurması, sizi kendi hayatınızda eskilere de götürecektir. Radyoculuk geleneği ile TRT’nin özleştirilmesi o kadar geç bir tarihe gitmez. Kurumdan, 1990lardan itibaren yurdun dört bir yanına dağılan bu geleneğin nereden nereye geldiğini okumak, bu konuda bazı ayrıntıların ayırdına varma da başka bir bakış açısı geliştiriyor okuyanda. Yazarın bölümlemede kullandığı başlıklar sayesinde ister baştan sona okuyun kitabı, ister ilginizi çeken bölümleri seçerek, kendi bölümlemenizi oluşturarak okuyun.

Türkiye’de Radyoculuğun Doğuşu ve İlk İstanbul Radyosu Deneyimi (1927- 1938) başlığı altında yazar, adım adım radyo ile musiki ilişkini kuruyor ve ilginç bir tarihi de bize ulaştırıyor. Çok ilgi çekici bir saptamayla ‘sihirli kutu’da neler olup bittiği, bizim neleri göz ardı ettiğimizi ya da gözden kaçırdığımızı etkili bir dille sunuyor okuruna: “Bir toplumda müziğin “terakkisi” için, kuşkusuz, öncelikle; 1. Köklü ve zengin bir kültüre/müzik mirasına, 2. Bu müzik kültürü içinde yetişen yetenekli ve üretken müzisyenlere, 3. Ve üretilen bu müzğin ulaşabileceği, dolayısıyla “değer bulabileceği” bir dinleyici kitlesine ihtiyaç vardır.” (s.17)

“Efsanevi” Ankara Radyosu (1938-1949) bölümünde, bir kuruluş hikayesi anlatırken getirdiği eleştirilerle çeşitli konularda gelişmeler de sağlayabilecek tartışmalara kapı açıyor.

“Kazanımlarıyla”- “Kayıplarıyla” Yeni İstanbul Radyosu (1949-1964) ana başlığı altında, ilerleyen teknolojinin radyoya yansımaları, yayın içeriyle birlikte ‘canlı icra’ ile birlikte sanatçıların tanıklıklarını da kullanarak ‘disiplin’ adına gerçekleşen uygulamalar ve en önemlisi çok önemli ve bugünde çözülememiş bir sorundan söz açıyor: Telif…

Musiki, Toplumsal Çalkantılar Arasında Yorgun: TRT Kurumu İçinde Türkiye Radyoları (1964-…) bölümünde ise, radyoculuk geleneğinin değişen kalıplarını, ‘Türk Musikisi’nin görece değer artışını, hemen ardından, programların içeriğinin değişimini, bir zaman sonra uygulanan politikalar yüzünden sanatçıların uğradığı itibar kayıplarını ele alıyor yazar.

Yazar, “Nicelik Niteliğe Galebe” Türkiye’de Özel Radyoculuk ve Türk Musikisi (1990 =>) başlığını koyduğu son bölümde ise, 1990 yılında başlayan günümüze kadar devam eden süreçte neler yaşandığını, telif sorununun çözülmezlğini günümüze taşıyarak ele alıyor. Gün gün açılan yeni ve özel radyolardaki çeşitliliği, sanatçı yetişmesi sorununu oldukça geniş bir açıyla ele alıyor.

Tamer Kütükçü’nün yoğun emek vererek yayına hazırladığı, Ötüken Neşriyat’tan çıkan "Radyoculuk Geleneğimiz ve Türk Musikisi" kitabı raflarda meraklılarıyla buluşmayı bekliyor. İlgi duyanların bu konuda bilgilerini artıracakları kesin. Belki radyo da bir musiki de eşlik eder size bu satırları okurken.